Artık küresel sermaye yalnızca insanı tehdit etmiyor. Gezegenimizi de tehdit eder durumda. Küresel ısınma, nükleer enerji, fosil yakıtların kullanımıyla gezegenimiz geri dönülmez bir yok oluşa sürükleniyor. Afrika kıtasında milyonlarca insan açlığın ortaya çıkardığı kitlesel ölüm tehdidiyle yüz yüze. Yunanistan’daki orman yangınını, Tekirdağ ve Marmara bölgesindeki doğal olmayan afetleri bunun sonucu olarak yaşadık.
Küresel sermaye ise kârına kâr katıyor. Bunu geleneksel yöntemler ile sürdürüyor. Büyük silah şirketleri devletler aracılığıyla silahlanmayı her geçen gün artırıyor. Bu ezilen ulusları baskı altına aldığı gibi toplumsal zenginliğimizi de kemiriyor.
Küresel sermayenin pervasızlığı Seattle’de binlerce kişinin protestosuyla karşılanmıştı. 19 Kasım-21 Aralık 1999′da Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Bakanlar toplantısıyla birlikte ortaya çıkan büyük protesto hiç kimsenin tahmin etmediği bir etki yaratmıştı. Bu gösterileri Washington, Millau, Melbourne, Prag ve Seul protestoları izledi. CNN Prag protestolarını “antikapitalist” olarak tanımladı. Uluslararası iş dünyası dergisi The Economist, bu protestoları sürekli “anti-kapitaist” olarak tanımlıyor.
Türkiye’de de küresel sermayenin saldırılarına hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çeşitli kampanyalarla yanıt verildi. Dünya küresel sermayeye karşı ayakta. İnsanlar her geçen gün daha iyi örgütlenmekte, yeni bir IMF veya DTÖ toplantısı yaptırmamak ve Kyoto toplantılarında çevreye duyarlı kararlar alınmasını sağlamak için seferler olmaktalar. Dünyada böyle bir mücadele yaşanırken bizler kendimize özgü sorunlarla da boğuşmak zorunda kalıyoruz. Dile kolay üç askeri darbe, 28 Şubat “post-modern darbesi”, son on yılda dört askeri darbe girişimi, Ergenekon suç örgütünün varlığı, kapatılan birçok parti ve yaklaşık 30 yıldır Kürt halkına karşı sürdürülen kirli savaş, bunun sonucunda binlerce ölüm! Yüzlerce aydının öldürülmesi ve binlerle ifade edilen faili meçhul cinayetler! Böyle bir ortamda tek düze bir siyasal gelişme beklemek abesle iştigal değil mi? Bu sürece karşı birbirlerinden bağımsız örgütlenen küreselleşme karşıtı antikapitalist gruplarla karşı durmanın yeterli olmadığını görüyoruz.
Bu grupların ve kendini sol, sosyalist olarak gören aydınların, emek örgütlerinin de katılımıyla bir parti çatısı altında Yeni Sol’u inşa etmeliyiz. Yeni Sol diyoruz, çünkü, dünyada yeni bir toplumsal mücadele var. Yeni Sol diyoruz çünkü, eski sol söylemler ve ideolojilerle bu sürece karşı geniş toplumsal mutabakatı oluşturamayacağımızı düşünüyoruz. Yeni Sol diyoruz, çünkü, devletin, silahlı devlet kuvvetlerinin, darbelerin ve demokrasi karşıtlarının yanına düşen Türk solundan kendimizi ayırmak istiyoruz.
Yeni Sol diyoruz, çünkü, küresel sermayeden beslenen Türk sermayesini sorunun temel kaynağı olarak görüyoruz. Yeni Sol bütün bu sorunları kampanyalar eşliğinde gündeme getirerek geniş halk yığınlarının desteğini almaya öncelik tanımalı. Ayrıca başlattğı tüm kampanyaların siyasal sonuçlarını parlamentoya taşıyarak güçlü bir muhalefetin oluşturulacağını görmeli. Yeni Sol geleneksel partiler gibi ideolojik referansı temel alarak oluşturulmamalı. Böyle bir anlayış Yeni Solu bir araya getiren bileşenlerin daha baştan ayrılmasını beraberinde getirir.
Kendini anarşist, solcu, sosyalist, çevreci, ekolojist, feminist, eşcinsel aktivist gibi farklı kimliklerde tanımlayan herkesi içine alabilecek bir soldan söz ediiyoruz. Demokratik bir anayasa isteyen, Kürt halkının özgürlük talebinin yanında konumlanan, ekonomik krizler karşısında emekçilerin savunulmasını, bütçeden emekçileri destekleyecek paketler ayrılmasını isteyen ve küresel kapitalizmi sorgulayan, baş örtüsü gibi temel insan hakları konularında özgürlüklerden yana mücadeleci, çevre sorununa, kadın sorununa ve çeşitli cinsel kimliklerin sorunlarına duyarlı, komşu ülkelerle barış içinde yaşanmasını kendine sorun edinen bir Yeni Sol kurulmalı.
Eğer böyle bir Sol’u düşlüyor ve özlüyorsanız, gelin sürece birlikte müdahale edelim. Başka bir dünya kurmak için….

Son Yorumlar